Vakti zamanında şehrin iki uzak köşesinde birbirini hiç anlamayan hatta dinlemeye tenezzül dahi etmeyen fakat birbirine büyük bir düşmanlık besleyen iki kişi varmış.. Birbirlerinin olduğu yerlere dahi uğramazlar, “O varsa ben yokum” diyecek kadar da tahammülsüzlermiş.. Kimse bu husumetin aslını astarını bilmezmiş, şehre gelen her yabancı, şehirden geçen her yolcu hisseder de merak edip sorsa da şehrin bilgelerine bir türlü cevap bulamazmış hiç kimse.. Tuhaf gelirmiş elbet birbirini görmeyen bu ikilinin birbirine olan bu düşmanlığı..

Günler geçip gidiyor, mevsimler sıralarını kovalıyormuş ki zamanın birinde bu iki kişi aynı yolun iki karşı ucunda birbirlerine rastlamış.. Bulutlar birden sırtlarını dönmüş, güneş desen korkmuş saklanmış, yağmur sessiz sedasız ben karışmam deyip  gitmiş.. Tüm tabiatın bir kenara çekildiği o esnada yolun bir tarafında kalan gözlerini dikmiş keskin keskin bakmaya başlamış, yolun diğer tarafında duran ise gözlerini kapamış.. Saatler geçmiş ikisi de hiç kıpırdamadan oldukları yerde kalmış.. Sonunda cesaretini toplamış bir tanesi, gözleri sımsıkı kapalı olanın yanına gelmiş ve “Ne yaparsan yap ben kadar cesur olamayacaksın.” demiş huzurlu ve sakin bir şekilde.. Lakin gözleri kapalı olan ısrarla açmamış gözlerini ve geldiği yöne dönüp “Ben olduğum sürece sen asla sen olamayacaksın.” demiş kendinden emin bir şekilde  ve geldiği yolda gözden kaybolmuş..

Önyargı sırtını dönüp giderken, Gerçeklik orada öylece kalmış..

Bir Cevap Yazın

Su Perisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin