Operasyonel mükemmellik yolculuğunda en sık karşılaştığım yanılgılardan biri şu cümlede saklı:
“Bizde veri var ama kararlar hâlâ tartışmalı.”
Çoğu zaman sorun verinin azlığı değil, veriye nasıl baktığımızla ilgili. Çünkü çalışma hayatında iki kavram vardır ki doğru kullanılmadığında ya geçmişe takılı kalırız ya da geleceği hayal ederken gerçeklerden koparız: istatistik ve olasılık.
İstatistik geçmişe bakar. “Ne oldu, ne sıklıkta oldu ve neden oldu?” sorularına yanıt verir. Olasılık ise geleceğe odaklanır; “Bundan sonra ne olabilir?” sorusunu cevap verir. Satış tarafında geçen yılın performansını analiz ediyorsanız istatistik yapıyorsunuzdur. Ama bu verilerle “Önümüzdeki çeyrekte hedefi tutturma ihtimalimiz yüzde 70” diyorsanız, artık olasılık devrededir.
Sağlıklı ve sürdürülebilir kararlar, bu iki disiplinin birlikte çalışmasıyla ortaya çıkar. Biri olmadan diğeri eksik kalır.
Bu iki disiplinle birlikte karşımıza kararların kalitesini doğrudan etkileyen iki temel kavram çıkıyor: anakitle ve örneklem. Teoride hepimiz bu kavramları biliriz. Pratikte ise alınan kararların kaderini belirleyen tam olarak burasıdır.
Anakitle, hakkında karar vermek istediğimiz bütündür; tüm müşterilerimiz, tüm çalışanlarımız, tüm üretim partilerimiz gibi. Ancak gerçek hayatta bu bütüne ulaşmak çoğu zaman mümkün değil. Ulaşsak bile zaman, maliyet ve operasyonel yük açısından anlamlı olmaz. Bu yüzden örneklemle çalışırız.

Örneğin binlerce çalışanı olan bir şirkette memnuniyet anketini herkese yapmak yerine; yaş, kıdem, bölüm ve vardiya dağılımını doğru yansıtan bir örneklemle çalışmak hem daha hızlıdır hem daha ekonomiktir hem de çoğu zaman yeterince doğru sonuç verir.
Buradaki kritik nokta şudur:
Yönetici için önemli olan verinin “çok” olması değil, temsil edici olmasıdır.
Kötü seçilmiş büyük veri, iyi seçilmiş küçük veriden çok daha tehlikelidir. Çünkü yöneticiyi yanlış bir güven duygusuna sürükler. Temsil gücü zayıf bir örneklem, karar vericiyi aydınlatmaz; yanıltır. İşte bu yüzden istatistik, yöneticiler için matematiğin akademik değil, stratejik yüzüdür. Veriyi bilgiye, bilgiyi karara dönüştürür.
Tüm bu çerçeveden baktığımızda şunu net söyleyebiliriz:
Belirsizlik yok edilecek bir şey değildir; yönetilecek bir şeydir. İstatistik bize geçmişi anlatır. Olasılık geleceği modellememizi sağlar. Operasyonel mükemmellik ise bu ikisini aynı anda ve dengeli biçimde kullanabilme becerisidir.
Unutmamak gerekir ki iyi yönetici, bulunduğu bağlamda en doğru kararı alabilendir. Bu noktada sezgisine güvenir. Ancak gerçekten iyi yönetici, sezgisini veriyle terbiye eden yöneticidir. Bu terbiye sürecinde de istatistik ve olasılık vazgeçilmezdir.
Dolayısıyla yıllar önce okulda öğrenilen bu kavramlar için “İş hayatında ne işimize yarayacak?” dememek gerekir. Çünkü iş hayatında doğru karar, çoğu zaman doğru veriye değil; doğru bakış açısına dayanır.


Bir Cevap Yazın